Kamuoyunda “Yenidoğan Çetesi” olarak bilinen ve büyük yankı uyandıran davada, yargı sürecini derinden etkileyecek kritik bir gelişme yaşandı. Adli Tıp Kurumu (ATK) Genel Kurulu’ndan mahkemeye ulaşan nihai raporda, dava konusu olan 6 bebeğin ölümüyle ilgili “tıbbi ihmal bulunmadığı” sonucuna varıldı. Bu rapor, yargılamanın seyrini değiştirecek bir dönüm noktası olarak görülüyor ve sanıkların beraat etme ihtimalini güçlendiriyor.
İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın merkezinde, bebek kaçırma, organ ticareti ve hatta kasten öldürme iddiaları bulunuyordu. Özellikle yenidoğan yoğun bakım ünitesi sorumlusu Dr. Serdar Ali Kılınç ve hemşirelerin de aralarında bulunduğu sağlık çalışanları, kamuoyunda “Yenidoğan Çetesi” olarak anılan suçlamalarla yargılanıyordu.
Davanın Geçmişi ve Çelişkili Raporlar
Davanın ilk aşamalarında, bebeklerin çalındığı ve satıldığı yönündeki ağır iddialar gündeme gelmiş, ancak bu iddiaların somut delillerle desteklenmediği mahkeme sürecinde ortaya çıkmıştı. Yargılama süresince en çok tartışılan konulardan biri, bebek ölümlerinde tıbbi ihmalin olup olmadığıydı. Bu konuda daha önce ATK 3. İhtisas Kurulu tarafından hazırlanan bir rapor, çelişkili sonuçlar içermekteydi.
Özellikle Muhammed Ali B. adlı bebeğin ölümüyle ilgili önceki ATK raporunda “ihmal” tespit edilmişti. Bu rapor üzerine Şubat 2024’te Dr. Serdar Ali Kılınç ve dört hemşire yeniden tutuklanarak cezaevine gönderilmişti. Ancak sanık avukatları ve sanıkların kendileri, bu raporun eksik ve hatalı olduğunu, bilimsel gerçeklerle örtüşmediğini savunmuşlardı. Mahkeme de bu çelişkileri gidermek ve kesin bir kanaate varmak amacıyla, olayın nihai değerlendirmesi için dosyayı ATK Genel Kurulu’na sevk etmişti.
ATK Genel Kurulu’ndan Kesin Karar: “İhmal Yok”
Adli Tıp Kurumu Genel Kurulu’nun aylarca süren detaylı incelemelerinin ardından hazırladığı rapor, mahkemeye ulaştı. Raporda, “Yenidoğan Çetesi” davasında ölümleri mercek altına alınan 6 bebeğin dosyası tek tek incelendi. Uzmanlar, tüm tıbbi kayıtları, tedavi süreçlerini ve otopsi bulgularını değerlendirerek şu sonuca vardı:
- Beş prematüre bebeğin ölümü, doğuştan gelen ağır rahatsızlıkları, organ yetmezlikleri ve sepsis gibi “tıbbi nedenlerden” kaynaklanmıştır. Bu bebeklerin tedavisinde uygulanan tüm yöntemlerin güncel tıp pratiğine uygun olduğu ve herhangi bir ihmalin söz konusu olmadığı belirtildi.
- Muhammed Ali B. adlı bebeğin ölümü ise “solunum sıkıntısı sendromu, zatürre, sepsis ve beyin kanaması” gibi ciddi tıbbi durumlarla açıklandı. Raporda, bebeğe erken müdahale edilmiş olsa dahi, hastalığın şiddeti göz önüne alındığında ölüm sonucunun değişmeyeceği vurgulandı. Tedavi süreçlerinde herhangi bir kusurun bulunmadığı ifade edildi.
Raporda özetle, tüm bebeklerin ölümlerinin prematürite ve buna bağlı gelişen çoklu organ yetmezliği, enfeksiyonlar ve solunum yetmezliği gibi tıbbi nedenlerden kaynaklandığı, sağlık çalışanlarına atfedilebilecek “tıbbi bir ihmal veya kusurun” bulunmadığı kesin bir dille belirtildi.
Sanıkların Savunmaları Güçlendi
Dr. Serdar Ali Kılınç, önceki mahkeme beyanlarında, hastaların son derece kritik durumda olduğunu ve mümkün olan tüm tedavileri uyguladıklarını ifade etmişti. Daha önceki ATK 3. İhtisas Kurulu raporunun eksikliklerine dikkat çekerek, bir bebeğin ölümünün raporda “kaynağı bilinmeyen zatürre” olarak belirtilmesinin tıbben kabul edilemez olduğunu savunmuştu. Bu yeni rapor, Dr. Kılınç ve diğer sanıkların başından beri dile getirdiği savunmaları teyit eder nitelikte.
Dava Seyri ve Muhtemel Sonuç
Adli Tıp Kurumu Genel Kurulu’nun raporu, mahkemeler için bağlayıcı ve en üst düzeydeki tıbbi bilirkişi görüşünü temsil etmektedir. Bu raporun, davadaki dengeleri kökten değiştirmesi ve sanıklar hakkında beraat kararı verilmesine zemin hazırlaması bekleniyor. Mahkeme, dosyayı bir sonraki duruşmada ele alacak ve bu yeni, kesin rapor ışığında kararını verecek.
